Holistik Bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Holistik Bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2020 Cuma

[HOLİSTİK] SİSTEMATİKSELLİK NEDİR?(*)

[HOLİSTİK] SİSTEMATİKSELLİK NEDİR?(*)

Mustafa Özcan



[Holistik] Sistematiksellik; "bilim nedir?" sorusuna bilimsel bilginin öncelikle diğer bilgi biçimlerinden özellikle de günlük bilgi safrasından ayıklanarak daha sistematik bir düzeye ulaştırılabilmesi için yapılması gerekenleri saptanmasının nasıl olması gerektiğinin önerilmesi modelidir.

"Bilim" burada mümkün olan en geniş anlamda anlaşılmaktadır, sadece doğa bilimlerini değil, aynı zamanda matematik, sosyal bilimler ve beşeri bilimleri de kapsamaktadır.

Paul Hoyningen-Huene’ye ait olan bu tez, bilimsel bilginin diğer bilgi biçimlerinden daha sistematik olduğunu iddiasını gerekçelendiği dokuz boyutta geliştirilmektedir: betimlemeler, açıklamalar, öngörüler, bilgi olma iddiasının savunulması, eleştirel söylem, epistemik bağlantı, bütünlük idealinin ortaya konulması, bilgi üretimi ve bilginin temsili.


(*) Paul Hoyningen-Huene’nin Systematicity adlı kitabının Amazon’un https://www.amazon.com/Systematicity-Nature-Science-Studies-Philosophy/dp/0199985057/ref=sr_1_1?dchild=1&keywords=Hoyningen-Huene%2C+Paul%3A+Systematicity%3A+The+Nature+of+Science&qid=1587039007&s=books&sr=1-1 adresindeki tanıtım sayfasından yapılan alıntının tarafımca benim başlığa eklediğim holistik sözcüğü ve “Google Çeviri” ile yaptığım çevirinin gramer bakımından düzeltilmesi ve metnin eksilterek başlığa uyumlandırılması şeklindeki uygunlaştırma işlemleri sonrasında ortaya çıkan metnidir

Mustafa Özcan (16.04.2020)

20 Mart 2020 Cuma

HOLİZM (*)


HOLİZM 


Holizm [bütünselcilik] fikri [karmaşıklığın] emergentizm [belirimcilik] kavramı ile yakından ilişkili olan bir terimdir ve bütünü, tümü veya hepsi anlamına gelen Yunanca holos (ὄλος) kelimesinden türetilmiştir. Holos’un “bütün” kelimesine benzemesi, çaprazlayıcılı etimolojik sözcük üretim tarzı ile ilgili bir konudur. İki kelimenin ortak bir kökü yok ama Hint-Avrupa dillerinde holos, Sanskritçedeki sarva (tümü) ile örtüşmektedir.Politikacı düşünür Jan Christiaan Smuts tarafından ilk kez 1926 yılında tanımı yapılarak bilimsel terminolojiye kazandırıldı. Esasen, sözcük her şeyin ayrılmaz bir şekilde daha büyük bir bütünün içindeki bir ağdaki parça olduğunu söyler. Filozof Jerome A. Stone'un zekice söylediği gibi, “Smuts için evren bütünlerle doludur.”

Dolayısıyla, ister böceklerden ister bireylerden, kültürlerden veya topluluklardan bağımsızlıktan bahsettiğimizde, hepsini bağlayan derin ara bağlantıları bilmeden görmezden geliriz. Açık veya görünmez olan bu tür bağlantılar çevrebilim ve ekonomi, insanlar ve siyasette mevcut ve aktiftir. Kendi çağımızda, insanla ilgili holizm, küreselcilik dediğimiz şeyde göze çarpan bir şekilde belirgindir. Azalma olgusu, küresel olarak bağlayıcı etkileşimleri uluslararası düzeyde tamamen ortadan kaldırmasa bile, izolasyonun oluşumunu sağlar. Ancak büyük duvarlar bile holizmin bağlantılarını silmeye yetmez.

Holizm, sadece parçaların konfigürasyonlarını ayrıntılı bir şekilde incelemekle bütünün tam olarak kavranamadığı tezine dayanır. Sadece bileşen parçalarını inceleyerek her şeyin tam ve uygulanabilir bir resmini elde etmek imkânsızdır. Bu bize her ağacı ayrı ayrı inceleyerek ormanı anlayamayacağımızı hatırlatır.Holizm bir felsefeden ziyade bir perspektiftir. Emergentizm açıklamalar arar; holizm sadece piksel veya boya darbeleri yerine tam resmi görmemizi sağlayan bir vizyondur. Bu anlayış ressam George Seurat’ın noktasal resimlerinden herhangi birine bakıldığında ortaya çıkar.

İndirgeyiciler ile emergentistler arasında bilgi alanlarında açıklayıcılık hangisinin daha başarılı olduğu konusunda argümanlar vardır. İndirgemecilik olayların nasıl meydana geldiğini açıklar; emergentizm ise indirgemeciliğin açıklayamayacağını tarif eder. İndirgemecilik, sesin nasıl üretildiğini açıklar, ancak müziği neyin oluşturduğunu açıklayamaz (açıklamamıştır). Belirim bunun nasılına bakmaksızın sesin duyusunun insan beyninde oluşmasını açıklar.

Holizm söz konusu olduğunda böyle bir tartışma olamaz. Deneb'i veya çift yıldızı görmek için bir teleskoptan bakabilirsiniz, ancak gökyüzünün tümüne bakmak, bütünü incelememizi sağlar. Biri bir şiiri ayrıştırabilir ve uyak ile ölçü hakkında konuşabilir, ancak onu bir bütün olarak okumadan dizim ve güzelliğini deneyimleyemez siniz.Belirim bazı eski ve klasik filozofların yazılarında örtüktür, ancak bu terim yirminci yüzyılın başlarında Lloyd Morgan ve Samuel Alexander gibi filozoflar arasında popülerlik ve geçerlik kazandı. Bu durum bazı bilimcileri terimi disiplinleri çerçevesine dahil etmeye teşvik etti. Hem belirimcilik hem de holizm algılanan gerçekliğe tinsel tepkilerle uyumlu dünya görüşleridir.

Çeviri ve Derleme Mustafa Özcan

(*)URL’si https://www.quora.com/What-is-a-holistic-perspective-in-philosophy olan sayfada bulunan Prof. Dr. V. V. Raman’ın “felsefede holistik perspektif nedir?” sorusuna verdiği cevabın tarafımdan GÇ ile yapılan çevirisidir. Ancak anlamayı artırmaya yönelik olarak [ ] parantezler ile yapılan bazı küçük eklemeler ve terim tanımları ile metnin sonundaki tek tümcelik eksiltme bana aittir (Mustafa Özcan)

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Modern Felsefenin Yedi Temsilci Düşünüründen Holistik Yöntemle Çıkarımlar (Mustafa Özcan, 22 Ağustos 2015)


Modern Felsefenin Yedi Temsilci Düşünüründen Holistik Yöntemle Çıkarımlar

Bu denemede, sırası ile, Modern Felsefede rasyonel düşünceyi temsilen Descartes ve Leibnitz’in, ampirik ve eleştirel düşünceyi temsilen Locke ve Kant’ın, mutlakçı ideal diyalektiği ve diyalektik materyalizmi temsilen Hegel ve Marx’ın ve son olarak da fenomenolojiyi temsilen Husserl’in düşüncelerinin diyalektik akış içinde karşıtlaşan yanlarının değerlendirilmesiyle ortaya çıkan fenomenolojik öz kapsamında belirlenebilen felsefi holistik çıkarımlar ele alınmaktadır.

Okuma esnasında dikkat edilmesi gereken şey, holistik bakış çerçevesindeki irdelemelerde, fenomenolojik görüngeden çıkışla bulunmuş öz ile, felsefi geleneklerin gelişiminde sistematik eş-güdüm sağlayarak akışa yön veren stigmerjik izin aynı şey olduğunun kabulü ile hareket edildiği hususudur.

***
Fransız düşünür Descartes, modern felsefeyi başlatan vuruşunu, reel dünyadaki işlevsellikleri açıklama amacı ile Rasyonel düşünce bağlamında konulara görsellik sağlayıcı matematiksel gösterim zemini olan (geometrik-nümerik nitelikli örtülü diyalektik bir anlayış ile) düal değerlikli Katezyen Koordinat dizgesini tasarlayarak yapmıştır. Bu gösterim biçimi modern felsefi-bilimsel yöntemin temelindeki fenomenolojik özdür.

Öte yandan çağdaşı Alman düşünürü Leibnitz ise, Monadlar (teksellikler) şeklinde formüle ettiği evrensel bir düzen ile modern felsefenin ilk metafizik modelini ortaya koymuştur. Böylece Kartezyen ikiselliğe karşıt teksellik örüntüsünde bir anti tez olan Monadları tasarlamak ile felsefi geleneklerde örtülü diyalektik çift kutuplu bir çatışma işini başlatmış olmaktadır.

İngiliz düşünürü Locke’a gelince; O felsefeyi ilk kez görgül (ampirik), yani elle tutulur, gözle görülür bir varlıklar zeminine oturtup somutlaştırarak sadece düşüncede var olan görüşler şeklindeki felsefi tutuma tam karşıt bir tez olan Tabula Rasa (Boş Tahta) mecazını ileri sürmüştür. Yani zihinde doğuştan gelen bir şeyin olmadığını, her şeyin dışarıdaki somut dünyadan zihne girdiğini kabul etmiştir. Böylece önceki iki düşünüre söz konusu görgül nitelik ile bir anti tez yaratarak felsefi önermelerin düşünsel akışında diyalektik bir karşı hamle yapmıştır.

Alman düşünür Kant, bu karşıt ikili geleneği, yani Kartezyen rasyonalizm ile ampirizmi idealist bir sentezle birleştirmeyi başararak modern felsefede en büyük devrimi yapmıştır. Locke’nin devamı İngiliz düşünürü Hume’u okuyup metafizik uykusundan uyanarak felsefeye sinerjik bir nitelik olarak beliren eleştirel geleneği sokan Kant’ı gelişimin devamında Hegel’de diyalektik düşünce şeklinde ortaya çıkacak olan geleneğin de tetikleyicisi olarak görmek olanaklıdır.

Hegel ise Descartes’tan beri sürüp gelen ikili (diyadik) dizgedeki genel düşünsel akış sistematiğine yöntemsel bir üretkenlik sağlamak için sonuç doğurucu ek bir öğe tasarlayarak tez-antitez’den sentez çıkaran yaratıcılığa sahip üçlemeli (triyadik) diyalektik dizgeyi kurmuştur. Böylece diyalektik yaklaşımı akış sistematiği içine sokarak o zamana dek bilinen felsefi önermelerin bu yöntem ile çıkarsana bileceğini göstererek felsefeyi tek çatı altında toplamayı amaçlamış bir düşünürdür. Bu haliyle O’na ilk “felsefi genel bilge”dir diyebiliriz.  

Marx ise, praxis (operasyon, uygulama) kavramıyla öz’ü diyalektik materyalizm olan yepyeni bir perspektif ile idealist düşünce geleneğine karşıt kutuptan saldırarak vurduğu darbe ile modern felsefedeki ilk devrimsel fenomeninin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu nedenle Marx’a, O kendisini felsefeci kabul etmese bile ilk büyük modern felsefi devrimci demek doğru bir tanımlama olacaktır.

Husserl ise varoluşla ilgili dış dünyadan gelen teferruatı paranteze alarak fiili varlığın sadece dışsal gerçeklik bağlamındaki zihni özlerini bulmaya yönelmiş izme, fenomen-oloji diye tanım bulan modern sistematik felsefenin en son temsilcisidir. Nitekim Husserl, Tabula Rasa ile başlayan ampirik düşünce geleneğinde eksik olan zihinsel özü araması sonucu oluşturduğu düşüncelerinin felsefi niteliğin de ötesinde bilimsel bir ıraya sahip olduğu görüşünden hareketle yaptığı işi “’izm” yerine “’oloji” diye adlandırılan bilgi kümesi ulamına sokmayı yeğlemiştir. Böylece epistemoloji ile soyadlı bir kardeş oluşturmuştur.

Nihayet konunun tüm yüzyıllık bütününü, genel bakış çerçevesinde ve döngüsel sistematik akış ile ana felsefi eğilimler doğrultusunda ele alırsak, Husserl’in ardından gelen 20. Yüzyıl düşünürlerinden çoğunun felsefenin artık dilbilimsel bir konu olduğu yönündeki görüşlere sahip olduğunu görürüz. Bu nedenledir ki, İkinci Dünya Savaşı sonrası felsefecilerin sistematikçi olmak yerine ağırlıklı olarak post-modern akıma dâhil edilmeleri çok daha uygundur diye düşünüyorum.

Felsefeyi burada yapılan gibi, yani holistik yaklaşım temelinde diyalektik çift kutuptan bakışla, ana döngüsel sistematik bir akış içinde değerlendirmek, birleştirici olmak ve büyük resmi görmek bakımından çok yararlıdır. Derrida’nın yapı-sökümüne benzer olan bu yöntemsel yaklaşımın, ilave olarak didaktik bir tarzı da kendi içinde barındırdığını söylemek isterim.

Ayrıca yöntem, ayrıntılar yerine holistik bir bakışla özsel bir bütün şeklindeki bir arayışı esas aldığından okuyan için anlamsal yönden sinerjik bir fazlanın ortaya çıkmasını, belirmesini sağlar. Böylece sinerjik fazla, kişide, konu ayrıntılar üzerinden analiz edildiğinde ortaya çıkması olanaksız olan yeni anlamların, yeni değerlerin, yeni yönelimlerin sezgisel olarak varlığının anlaşılmasını sağlar.

Nitekim bu bağlamda, modern felsefi düşünüşün akışına asırlardır yön veren stigmerjik özün ne olduğunu bulmak için yaptığımız bu irdelemeler bizi düşünme süreci akışında kendiliğinden belirerek ortaya çıkan fenomenik “fazla” diye tanımlanan öz’e götürür.

Bu yolda yapılacak dikkatli tamlaştırıcı (tümdengelimsel-tümevarımsal olarak dengedeki) bir uslamlama bizi aranan özün Antik Yunan sonrası Rönesans ile yeniden benimsenen “laisist monden düşünme örüntüsü olduğu sonucuna vardırır.  

***
Anlamlar (algısal yaratımlar), mecazlar (metaforlar, eğretilemeler), değerler ve bunların stigmerjik sistematikle toplulaşmış temsili olarak beliren fenomenik özler (stigmerjik iz) şeklindeki yönelimler, insanoğlunun yaşamına egemen olan kavramların mecazi tarzda otantik oluşumu ve devamındaki düşünsel gelişimi için kaçınılmaz öncüller mahiyeti ile görev yapan soyut büyüklüklerdir.

Günlük yaşantılar sırasında sezgisel olarak ortaya çıkan bu mecazi yaşamsal temsiller beynin sol yarıküresinin denetiminde olan reflektif düşünmeye zemin hazırlayan etmenlerdir. Ancak yukarıda ele alınan irdelemelerden de görülüyor ki sadece “pür” reflektif düşünme yolu ile felsefe ve bilimde büyük sistematik bilgi toplulaşması sağlamak, yani omni disiplinli (hepdallı) bir bilimsel-felsefi bilgi kümesi yaratmak mümkün olmaz.

Diğer bir deyişle sadece omni disipliner yaratıcılık kapsamında kalmak holistik nitelikli bilim için hiç de yeterli didaktik ve yöntemsel bir durumun ortaya konulmasını sağlamaz. Yani özetle, tam olarak nasıl yapmalıyız ki, büyük ve karmaşık sorunsallıkların çözümü konusunda tatminkâr bir netlik kazanılsın. Bunun için yukarıda yapıldığı gibi bütünsel sistematiklik içinde bilgi-bilimsel gerekçelendirme şeklindeki sorgulayıcı akışla konuyu holistik yöntemle ele almak gerekir.

Sonuç olarak anlatmak gerekirse; akışın yönelimini belirleyen özü (izi) ortaya çıkararak sağlanacak çözüme ulaşmak için 1) diyalektik, 2) dikotomiklik, 3) sinerjizm, 4) entegrizm, 5) belirimcilik,6) stigmerjizm ve 7) HAK (Herşeyi Anlaya Kuram) (*) kavramlarının praxisi hep birlikte devreye sokulmuş olmalıdır. Böylece holistik yaklaşımın bu yedi ana ilkesini izleyen bir uygulamalı yaklaşım ile karmaşık (kompleks) sorunların sorgulanarak çözümleri elle tutulur düzeyde olanaklı hale gelir. Daha değişik bir ifade ile de, belirtilen holistik yedi ilkenin dikkate alındığı dengeleyici bilgisel bir sorgulama (“epistemical justification”) türü bir uslamlama ile açıklayıcılığı olan yoruma dayalı bir çözüm bulmayı sağlamak her zaman mümkün gözükmektedir.

***
Öte yandan modern felsefi gelenekleri bütün olarak anlamak için spiral (döngülü) sistematik bir akış olarak aktarılan bu modeli görselleştirmek de olanaklıdır.  Bu kapsamda konuyu daha da açıklayıcı yapmak için üç eksen ve altı kutuplu bir gösterim ile ele almak mümkün gözükmektedir. Bu durumda söz konusu eksenler ve kutuplar olarak, 1)monizm-düalizm, 2) ampiria-teoria ve 3) ideal-material şeklindeki diyalektik çift kutuplu kavramlar, spiral akışın üç katmanındaki diyalektik karşıtlık mahiyeti ile sıralanarak gösterilir. Fenomenolojiyi ise sorgulama mimarisinde özselliği bulmak için kullanılan bir uslamlama yöntemi boyutu olarak tanımlayabiliriz.

Mustafa Özcan (22 Ağustos 2015)
______________________________



26 Mayıs 2015 Salı

Holistic Science (Stephan Harding)


Holistic Science


Holistic science concerns itself with the rigorous and integrated deployment of the full capacities of the human psyche in order to develop a deeply and truly participative relationship with nature. In this respect it differs from mainstream science, which believes that we can gain reliable knowledge of the world only through analytical mathematical reasoning in order to one day achieve the ideal of complete dominance and control of nature.

The mainstream approach is hugely powerful and has yielded volumes of valuable information, but, sadly, it has unwittingly contributed to the appalling ecological and social crises that we face in our times because of a blind spot that was deliberately built into it when it was created during the 16th and 17th centuries. In essence, the great pioneering scientific geniuses of those times focused only on quantities and saw the universe and indeed any phenomenon whatsoever as nothing more than a machine which could only be fully understood by reducing it down to its essential building blocks.

Quantification, mechanism and reduction: One could say that these have been the three cornerstones of science during the past four centuries or so. Of course, there is nothing inherently wrong with these corner stones, it’s just that by discounting the other ways of knowing that come to us through sensing, feeling and intuition they have given us a distorted, one-eyed view of the world. In particular, mainstream science has ignored qualities such as the beauty of a landscape or our sense of vitality and health of an ecosystem because there appears to be no way to measure these aspects of the world. As a result, nature has been seen as nothing more than a storehouse of resources to be plundered without let or hindrance.

In holistic science we develop rigorous methodologies for healing these limitations, and in the process we discover that we heal both ourselves and the world. Firstly, we encounter the living qualities of a given phenomenon through the careful cultivation of our direct sensory perceptions together with our intuitive capacity for spontaneously apprehending the intrinsic wholeness and deep inner meaning that lies hidden at the heart of things. This is the practice of Goethe’s science, which brings with it a profound ethical concern for the welfare of whatever we are studying. Then we use our rational faculties to explore the phenomenon as a ‘complex system’. We build mathematical models of the relationships amongst the components of the system in order to explore the emergent properties and behaviors that often arise unexpectedly and unpredictably from these interactions, thereby encountering the limitations of rational knowledge itself.

In these ways holistic scientists embark on a transformative journey towards wholeness by cultivating their intuition, sensing, feeling and thinking in the practice of science as a kind of alchemical journey, as a refinement of the soul. In the process one becomes able to skilfully apply these four ways of knowing in any given situation.

For example, in some cases it might be necessary to temporarily adopt a mechanistic style of thinking to solve a problem, or to use the reductionist approach, or even to sideline the qualitative aspect of things altogether. A holistic scientist will use these approaches with the awareness that they are merely tools to be taken up and set down as is appropriate, for ultimately we discover that it is our intuitive perceptions (often supported or even triggered by mathematical reasoning) that provide the most rewarding and profoundly healing insights into the wholeness of nature.

Written by Stephan Harding


17 Ocak 2015 Cumartesi

Holizm (*)

Holizm  (*)

Holizm (λος Holos, tüm, bütün, toplam anlamına gelen bir Yunanca kelime), doğal sistemler (fiziksel, kimyasal, biyolojik, zihinsel, dil, sosyal, ekonomik, vb) ve özelliklerinin, parça derlemleri gibi değil, yapısal bir bütün olarak görülmesi gerektiği düşünüşüdür. Bu, genellikle sistemlerin bir şekilde bütünsel olduğu ve bütünün tam olarak anlaşılmasının sadece parçalarına, bileşenlerine bakılarak başarılamayacağı görüşünü içerir.[1] [2]

İndirgemecilik, genellikle holizm karşıtı olarak görülür. Bilimde indirgemecilik, karmaşık bir sistemin onun temel parçalarına indirgenmesi ile açıklanabileceğini söylüyor. Örneğin, biyoloji süreçleri kimyaya indirgenebilir ve kimya kanunları fizik tarafından açıklanmıştır.

Sosyal bilim adamı Dr. Nicholas A. Christakis "Son birkaç yüzyıl boyunca, bilimdeki Kartezyen görüş maddeyi anlamak için daha küçük parçalara bölmeye çalışıyor. Ve bu bir yere kadar iş görüyor. Ama onları anlamak için tekrar bir araya getirmek daha zordur ve genellikle bir bilim adamının gelişiminde ya da bilimin gelişiminde daha sonraları gelir."[3]

İçindekiler
1 Bilimde
 1 Genel bilimsel durumu antropoloji olarak
 2 Marka olarak
 3 Ekolojide
 4 Ekonomide
 5 Felsefede

2 Uygulamalar
1 Tarım
2 Mimarlık
3 Eğitim reformu
4 Tıp
5 Tarihi
3 Din
1 Yahudilik

4 Hegel'in holizmi
Sosyolojide
1 Algı psikolojisi içinde
 2 Teleolojik psikolojide
 3 Teolojik antropoloji olarak
 4 Teoloji olarak
 5 Nöroloji olarak

 5 Ayrıca bakınız
 6 Notlar
 7 Referanslar
 8 Daha fazla okuma
 9 Dış bağlantılar

Bilimde

Genel bilimsel durumu: 20. yüzyılın ikinci yarısında, holizm, düşünce sistemleri ve kaos ve karmaşıklık bilimleri gibi türevler şeklinde gelişmelere yol açtı.

Biyoloji, psikoloji veya sosyoloji sistemleri genellikle o kadar karmaşıktır ki, bunların isleyişi veya görüntüsü  "yeni" veya "doğmakta olan” şeklindedir. Bu sistemler, sadece elemanların özelliklerinden çıkarsanamaz.[4]

Holizm,  sonuçta çoğu kes bir slogan olarak kullanılmıştır. Bu durum, holizmin bilimsel yorumunun karşılaştığı dirence katkıda bulunmuştur. Bu yorum, ilke olarak indirgeyici modellerin, belirli sistem sınıflarındaki sistem davranışlarının tahmini için verimli algoritmalar sağlamasını önleyen ontolojik nedenlerinin olduğunda ısrarcıdır.

Bilimsel holizm, ne kadar veri mevcut olursa olsun,  bir sistemin davranışının mükemmel olarak tahmin edilemeyeceğini söyler. Doğal sistemler şaşırtıcı derecede beklenmeyen davranışlar üretebilir ve bunların hesaplamayla indirgenemeyebileceğinden şüphe edilmektedir; yani bu sistemlerin davranışında meydana gelen tüm olayların tam bir benzetimi olmadan sistemin durumunu yaklaşık dahi olsa anlamak mümkün olmaz. Bazı sistem sınıflarının üst düzeydeki davranışlarının kilit özellikleri, elemanlarının davranışındaki nadir "sürprizler" tarafından, bunlardaki iç bağlantı ilkesi nedeniyle, uzlaştırılabilir ki, sonuçta bu, kaba zorlama benzetimi hariç, tahminlerin içini boşaltır. Stephen Wolfram, basit hücresel otomata gibi örnekler vermiştir. Bunların davranışları, çoğu zaman basit olmakla birlikte, nadir durumlarda tahmin edilemez bulunmustur.

Kaos teorisi (aynı zamanda "karmaşıklık bilimi" olarak da adlandırılır), sistem düşüncesinin çağdaş bir varisidir. Hem hesaplamalı ve hem de holistik karmaşık adaptif sistemleri anlamadaki ilişkisel yaklaşımlarda ve özellikle ikincisinde, bunun yöntemleri, indirgeyici yöntemlerin kutup tersi olarak görülebilir. Genel karmaşıklık teorileri ileri sürülmüş ve çok sayıda karmaşıklik enstitüsü ve bölümleri dünyanin cesitli yerlerinde ortaya çıkmıştır. Santa Fe Enstitüsü belki de bunların en ünlüsüdür.

Antropolojide

Antropolojinin özünde holistik olup olmadığı konusunda devam eden bir tartışma vardır. Bu kavramı destekleyenler iki anlamda antropolojiyi bütünsel gürür. Birincisi, antropoloji tüm zamanlarla, yerlerle ve genelinde tüm insanlarla ilgilidir. Ve insanlığın (psikolojik, kültürel, ekonomik, sosyo-politik, biyo-fiziksel, evrimsel, vb) tüm boyutları ile ilgilenir. Ayrıca, bu yaklaşımı izleyen bir  çok akademik program, "dört alanı içine alarak", fiziksel antropoloji, arkeoloji, dilbilim ile kültürel ve sosyal antropolojiyi kapsar. [6]

Bazı önde gelen antropologlar bu görüşe katılmaz ve antropolojik holizmi, kültürel antropoloji üzerine uygunsuz bir biçimde bilimsel pozitivizm dayatılmış olarak 19. yüzyıl sosyal evrimsel düşüncesinin bir üretimi olarak görür.[7]

"Holizm" kelimesi ayrıca, sosyal ve kültürel antropoloji içinde, toplumun bir bütün olarak analizine işaret ederek toplumun parçalarının bileşenlerine ayrılmasının reddedilmesi olarak kullanılır.

Bir tanım der ki: "metodolojik bir ideal olarak holizm şunu ima eder; birinin kendi kurulu kurumsal sınırlarının (örneğin, siyaset, cinsellik, din, ekonomi arasındaki gibi) yabancı toplumlarda da mutlaka bulunabileceğine inanması için, kendine izin vermez." [8]
_______________________________

(*) Holizm konusunda genel bir fikir vermek üzere internetteki İngilizce Vikipedia, The Free Encyclopedia’nın https://en.wikipedia.org/wiki/Holism  başlığının bazı bölümlerinin Timur Otaran tarafından kısaltılarak yapılmış bir çevirisinin tarafımca bazı küçük değişiklikler yapılmış şeklidir. Referans numaraları ile verilen kaynaklar orijinal sayfaya girilerek görülebilir (Mustafa Özcan’ın bilgi notudur).


21 Aralık 2013 Cumartesi

Holistik Bilim ve Bilişim (Prof. Dr. Fuat İnce)

KDP Sonbahar Paneli’ne konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Fuat İnce’nin Panel konuşma notlarını da içeren, Holistik Bilim ve Bilişim başlıklı makalesi aşağıda sunulmaktadır. Makale, holistik bilim ile bilişim alanını, karmaşık sistemlerin sorunlarına yönelik olarak bilgisayar tabanlı çüzüm yollarının bir derlemesi olarak aktarması yönü ile son derece başarılıdır. Kendilerine KDP Sonbahar Panel’ine katılımı ve bu makalesi için tekrar teşekkür ederiz.

Mustafa Özcan (22 Aralık 2013)

                                   * * *

Holistik Bilim ve Bilişim

Holizm veya bütünsellik biraz da katı bilimsel yaklaşıma tepki olarak gelişmiş. Doğa olayları, veya beşeri olayların anlaşılması konusunda pozitif bilimin dar ve katı (katı sözcüğü burada bana aittir) yaklaşımın bizi tatmin etmemiş. Birçok ekolojik, ekonomik, sosyal konular bu dar bakışlı ve katı yaklaşımlarla yeterli anlaşılamıyor. Özetle söylenirse bunlar holistik bir bakış açısı gerektiriyor.

Sadece somut deneylerle kanıtlanabilir, analitik ve sayısal matematiksel ifade edilebilir gerçekler, yaşamı anlamamız, onu yaşamamız, haz almamız, iyi-kötü değişik durumları doğru anlamamız ve doğru tepki verebilmemiz için yeterli olmuyor. Onun için bilim yanında, içgüdüsel duygular, estetik, felsefe, din ve diğer etik anlayışlar da gerekli oluyor.

Yalnız bunun, bilimin katkısını küçüksemek anlamına gelmediğini vurgulamak isterim. Belki de mühendislik kökeninden, yani matematik, fizik, elektronik, bilgisayar ve son yılların popüler deyimiyle bilişim konularından geldiğim için olacak, bugün bunların, daha doğrusu ve özellikle bilişimin holistik düşünceye katkısının sanılandan fazla olacağını düşünüyorum.

Bilimsel yaklaşım aslında katı da olsa yumuşak da olsa aydınlanmayla birlikte Dünya uygarlığını bugünkü düzeye getiren insanlık tarihinin en büyük fikri gelişmesidir. Pozitif bilimsel yaklaşım dediğimiz zaman işin içinde indirgeme (reduction) ve kesin kanıtlama var. İndirgeme, bir doğa olayını parçalara ayırma, mümkün olduğunca dış koşullardan yalıtılmış olarak, mümkünse laboratuar koşullarında inceleyip sonuca varmak, yani işi basitleştirmek, daha rahat anlaşılabilir biçime sokmak oluyor. İnsan beyninin anlama kapasitesi sınırlı olduğu için indirgeme gayet doğal bir yaklaşım.

Çoğu doğa olayı için indirgemeci yol, fevkalade geçerli ve doğrudur. Bir sürü keşif ve teknolojik ilerleme bu yolla yapılmıştır. Fakat bir sürü doğa olayı da indirgemeci yöntem için fazla karmaşık ve bir yere varamıyor. Bir kere insan beyni belirli kapasitesi ile çok sayıda değişkeni, gerçeği ve olayı bir arada değerlendirip sonuç çıkarma yeteneğinde sınırlı kalıyor. Bu yeteneğin kişiden kişiye çok değişebildiğini de ayrıca belirtmek gerekir. İnsanoğlu çoğu kez çevresindeki olaylardan doğru sonuç çıkarabiliyorsa da, bunları çevresine anlatıp kanıtlamak ve inandırmakta zorluk çekiyor.

Pozitif bilim çevrelerinde, bazı sistemlerin klasik sınırlayıcı ve indirgemeci yollarla yeterli anlaşılamayacağından hareketle son 40-50 yılda “Karmaşık Sistemler” denen yeni bir bilim alanı ortaya çıktı. Karmaşık sistemler (complex systems) başlığı, ayrı bir bilimsel uğraş alanı olarak birçok üniversitede ders programı, bölüm ve enstitüye adını vermiş bulunuyor.

Karmaşık sistemler enstitüleri, multidisipliner uzmanlardan meydana gelmektedir. Matematik, fizik, kimya, biyoloji, bilgisayar ve elektrik mühendisliği hocaları yanında sosyoloji, psikoloji hatta sanat dallarından da hocalar bir araya gelerek karmaşık diye tanımlanan sistemleri incelemektedirler. Onlar belki yaklaşımları için holistik demese de ben arada çok örtüşme görüyorum.

Karmaşık sistemleri incelediğinizde bazı özellikler görürsünüz. Nedir bunlar:

-   Karmaşık sistemler “kaotik” olabilir. Kaotik sistemlerin bir özelliği, küçük girdilerin büyük ve beklenmeyen sonuçlar doğurabiliyor olmasıdır. Örneğin bir kalabalıkta sadece “YANGIN” diye bağırmak büyük başka olaylara yol açabilir. Bazı akademik çevrelerde kaotik sistemler kendi başına ana başlık olup karmaşık sistemler onun altına konmaktadır.

-   Karmaşık sistemler “adaptif”tir. Yani duruma uyabilen, öğrenerek davranış değiştirebilen sistemlerdir. En başta insan davranışları olmak üzere, borsa, bağışıklık sistemi, politik sistemler hep adaptiftirler.

-   Karmaşık sistemler “nonlinear”dir. Yani doğrusal olmayan, analitik matematiksel analizi zor veya olanaksız olan sistemlerdir. Girdiler verilince çıktılar matematiksel yöntemlerle kolay kolay hesaplanamayabilir.

-   Karmaşık sistemler kendi içinde başka karmaşık ve bağımsız sistemleri barındırır. Örneğin ekonomi, sosyal sistemler iç içe olduğu gibi her iki grup da insan gibi başka karmaşık sistemlerden oluşur.

-   Karmaşık sistemlerde geri besleme ve ileri besleme mekanizmaları yaygın var. Yani iç değişkenler girdileri ve çıktıları doğrudan etkiler. Bunların olayları frenleyici veya daha da alevlendirici etkileri olur.

-   “Emergence”, yeni oluşumlar ortaya çıkıyor. Karmaşık sistemin parçalarında veya ilk durumlarında hiç bulunmayan yeni oluşumlar vücut buluyor. Örneğin tek tek karıncalara bakarak büyük labirent gibi karınca yuvaları yapılabileceği başlangıçta düşünülemez ama bunlar oluşuyor. Mafya, yoksulluk, diğer benzer örnek oluşumlar.

-   Karmaşık sistemlerde kendi kendine örgütlenme (self organization) görülüyor. Bir lider veya merkezi yönetim olmadan, kendi kendine bir organizasyon ve kollektif davranış ortaya çıkıyor. Bir konser sonucu seyircilerin tempolu alkışı buna güzel bir örnek. Bence en güzel toplumsal örneğini de Gezi Parkı hareketi ile gördük.

Karmaşık sistemlerin incelenmesinde en çok kullanılan yöntemlerden bir modelleme, daha doğrusu bilgisayar modellemesi veya benzetim (simulasyon). Ben çok modelleme çalışmasında bulundum. Ama bunlar top mermisi, uçuş sistemleri, endüstriyel sistem kontrolu vb. klasik modelleme yöntemlerini içeriyordu. Yani doğrusal olan veya olmayan karmaşık da olsa birtakım diferansiyel denklemleri çözümü ile deterministik sonuçlar bulunuyordu.

Halbuki yeni geliştirilen modelleme teknikleri deterministik sonuç veren cinsten değil. Ajan temelli (agent based) denen bu teknikler gerçek yaşamı daha iyi modellemeye çalışıyor ve karmaşık sistemler için daha gerçekçi sonuçlar veriyor. Örneğin bir karıncayı modelliyorsunuz, sonra modelde binlerce karıncayı ortalığa salıp ne olduğuna bakıyorsunuz. Sonucun analitik çözümü yok. İstatistiksel yanıtlar alınıyor.

Bu modelleme yöntemleri arasında genetik algoritmalar ve sinir ağları (neural networks) denen yöntemler de var ki bunlar çalışma ilkelerini tamamen doğayı ve insanı inceleyerek oluşturmuş. Genetik algoritma tekniklerinde aynen evrimsel ilkeler kullanılıyor. Yani stabil bir yapı, mutasyonlara veya küçük değişikliklere tabi tutuluyor ve gelişmesine bakılıyor. Çok değişik mutasyonlar içinde çoğunda değişiklik olumsuz, genelde felaketle sonuçlanıyor. Fakat bazıları başarılı olup, stabil sistemi daha ileri bir konuma taşınıyor. Sinir ağları ise ile beynimizdeki nöronları örnek alarak yapılan benzetimlere verilen bir başlık

Yeni modelleme yöntemleri, ajan temelli benzetimler, sinir ağları, genetik algoritmalar, ve diğer bazı karmaşık sistem araştırma yöntem ve teknikleri hep elektronik ve bilgisayar teknolojisinin gelişmesi sayesinde mümkün olmuştur. 20-30 yıl önce bu teknikleri uygulayabilmek olanaksızdı. Bilgisayar bellek kapasitesi, hız kapasitesi, 20 yılda en az bin kat arttı. Donanımın gücü bu kadar artınca yeni yazılım teknikleri uygulanabilir oldu ve devreye girdi. Bilişim alanı zenginleşti ve başka alanların da zenginleşmesine yol açıldı.

Yeni ortaya çıkan tekniklerden bir veri madenciliğidir. Çok büyük veri kümeleri içinde ilişkiler arayarak bazı gerçekleri ortaya çıkarma girişimidir. Çok büyük veri kümeleri, trilyonlarca byte (gigabyte, petabyte) hacimde, Dünyanın değişik yerlerinde değişik formatlarda veriler olabilir. Bunların içinde keşfedilmeyi bekleyen gerçekleri bulma çabalarıdır veri madenciliği.

Toplumsal ve politik araştırmalar yanında veri madenciliği tekniklerini kullanan büyük bir kütles, mal üreticileri ve bunları satan parekendecilerdir. Ne tür insanlar ne tür malları alır sorusuna göre üretim yaparlar ve mağazayı ona göre düzenlerler. Hükümetlerin, politikacıların fişleme gayretleri, ABD va başka yerlerde profilleme çalışmaları bu alanın uygulamaları arasına girer.

Bir başka bilişim alanı semantik ağlar olarak ortaya çıkmaktadır. İnternet arama motorlarını eminim çok kullanıyorsunuz. Bir iki anahtar kelime verdiğinizde motor size bir milyon tane sözde sonuç getiriyor. Bunların arasından ayıklama yaparak tam aradığınızı bulmanız çok zaman alabiliyor ve bazen de tatmin olmuyorsunuz. İşte semantik ağlar sizden tam sorunuzu alıp akıllı bir uzman gibi yanıtlar hazırlayacak. Wolfram diye bir site bu konuda bayağı ilerleme kaydetti. Bir bakın.

Son olarak çok büyük ve derin bir bilişim alanından kısaca bahsetmek istiyorum. Yapay zeka, (artificial intelligence) denen alan bilgisayarları ortaya çıkmasından hemen sonra 1950’lerde doğdu denebilir. İlk zamanlar çok şey vadediyor gibiydi ama fazla başarı gösteremedi, kenara itildi kaldı. Ancak gene bilgisayarların müthiş bellek ve hız kapasitesi kazanması ile gündeme gelmekte.

Yapay zeka konusunun da teknikleri, yöntemleri ve uygulamaları var. Bunların başında bilginin temsili (knowledge representation) var. Bilginin temsili, işlenmesi, sonuç çıkarılması (inference tüme varım ve deduction tümden gelim) yöntemleri, formal mantık kuralları, semantik düşünce, bunların bilgisayar diline dökülmesi, bunları çalıştıran bilgisayar dillerinin geliştirilmesi yapay zekanın teknik ve yöntemleri olmuştur.

Uygulama alanları arasında uzman sistemler en yaygın olanıdır. Tıpta örnekleri çok yaygındır. Bulgular verildiğinde tanı koyan sistemler (Mysin ) vardır. İki nokta arasında uçak bulma ve rezervasyon sistemleri halen çok iyi çalışan uzman sistemlerdir.

Başka örnekler arasında oyun programları, satranç (Kasparofu yenen IBM deep blue programı), Büyük Risk bilgi yarışmasında şampiyonları yenen gene aynı program sayılabilir. Şimdi bu olanak tıpta zor sorunların çözümünde kullanılmakta. Bir konuda karşılıklı konuşma programları var ve bunlar popüler olacak. Uzun uzay yolculuklarında arkadaşlık edecek.

Bunlar size Holistik bilimden biraz uzaklaştık gibi geliyor olabilir ama ben bunları holistik bilimi ilerlemesine katkı verecek  yeni teknikler ve yöntemler olarak görüyorum. Eninde sonunda hepsinin amacı insanı, doğayı, toplumu daha iyi anlamamıza yardımcı olmak.

Fuat İnce


7 Aralık 2013 Cumartesi

Holistik Bilimden Bakış ile Entelektüel Sorunlarının Nasıl Sorgulanacağına Dair bir Değerlendirme (Mustafa Özcan, 7 Aralık 2013)


Holistik Bilimden Bakış ile Entelektüel Sorunlarının Nasıl Sorgulanacağına Dair bir Değerlendirme

Holistik (bütünsel) bilimin insan zihni için sunduğu ekstra potansiyel gücün birey tarafından yerinde ve yeterince kullanılma durumunda kişisel yaşamın erişilmesi zor olan dev soyut sorunlarına tatmin edici düzeyde cevap bulunabileceğini daha baştan belirtmek isterim.

Başka bir söleyişle de, karmaşık ve soyut sorunların çözümü için yapılan sorgulamalarda somut sonuçların artık elde edilebilir olduğunu ifade etmem herhalde yanlış bir değerlendirme olmaz.

Doğaldır ki, yaşam alanlarının en soyutu, soyut olduğu için de anlaşılması en zor olanı anlıksal(cı), yani entelektüel veya daha geniş anlamda ve basit olarak ifade edilirse, düşünümsel, (reflektif) olandır.

Bunun nedeni ise bu düşünce alanının incelenmesi sırasında insan zihni hem özne hem de nesne kimliği ile zorunlu ve devamlı olarak eytişimsel (diyalektik) bireşim yapan bir tasarım sürecindedir. Nitekim böyle durumlarda insan, usun nesne kimliği ile yaptığı tasarımlar ve bunların özne kimliği ile denetimi şeklindeki iki karşıt tür işlem sürecini koşut ve eş zamanlı olarak zihinde gerçekleştirmek durumundadır. Bu da zihnin son derece çetrefil bir uslamlama işini yapmakta olduğunu göstermektedir.

Konuyu şimdi zihindeki ‘nasıl’dan uygulama yapılmak için başvurulacak kültürel dünyada  nelerin var olduğu sorusuna getirirsek doğaldır ki bu durumda insanın monden tinsel kültür (‘entelijansiya’ da denilen yüksek entelektüel camianın günlük yaşamı ile ilgili olan şeyler anlamında kullanılmıştır) alanına hemen  hızlıca bir göz atmak gerekecektir.

Bu durumda, başta bilimler ve kuramlar olmak üzere yazın ve felsefe ile kültür ve sanatın da içinde bulunduğu konuların holistik düşünce için üç dikotomik alan olarak noosfer (bilinç küre) denilen entegre (tümleşik) ve kümülatif (birikimsel) mega bilinç bütününün çok önemli bir bölümünü oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Ayrıca, günümüzde zihinlerimizin yoğun olarak küresel düzeyde sanallaşması sonucu noosferdekj sorunların insan toplumu için 21. Yüzyıl’da problematik bir hal alacağını ve gelecekte ekosferin sorunları ile birlikte holistik düşüncenin üçlü saçayağındaki tüm soyut çözüm uğraş potansiyelimizi soğuracağını  da daha şimdiden ön görebiliriz.

Bu nedenle sorunu bir de insan için özgül yetenek gerektiren müzikaliteyi ve kinestezi gibi zeka türlerini konunun dışarıda tutarak Howard Gardner’in ‘çoklu zekâlar’ kuramı görüngesinden ele alalım.

Nitekim bu durumda, sözü edilen entelektüel sorunlar noosferin en önemli parçası mahiyeti ile doğru holistik bir inceleme halinde bilişsel ve duygusal (toplumsal) zekâlarımız ile natüralistik ve varoluşsal zekâlarımızın ortaklaşa bir bütün olarak belki de tamamını kullanmamızı gerekli kılacaktır.  

Bu doğrultudaki sorgulamanın kurgusu için de gerekli olan bilgi-altyapısal zemin doğaldır ki holistik bilimsel yaklaşım ve düşünümsel eytişim temeli üzerine kurulu olandır.

Sonuç olarak, terminolojiyi kolaylaştırmak amacı ile Gardner’in ekolojik ve varoluşsal ile bilişsel ve toplumsal zeka kümelerini holistik zeka adı altında birleştirdiğimizde anlağımızın (zekamızın) hangi yönlerine başvurmamız gerektiği konusuna daha da açıklık gelmiş olur.

Görüldüğü gibi hal böyle olunca, holistik tarzdaki anlayış, bakış, anlak (zeka), düşünüş (us) ve bilimi ortaklaşa ve tümleşik olarak soyutlayıcı bir sorgulama aracı olarak kullanmamız halinde 21. Yüzyıl’ın büyük eğilimlerinden doğacak devasa sorunları betimlemeye, sorgulamaya, açıklamaya, çözmeye muktediriz demektir.
Ve belki de bu, bu tür sorunlar ile ilgili olarak uzun erimli öndeyilerde bulunacak kuramlar elde etmeye yönelik yeni bir araca, bir “novum organum”a sahip olduğumuz anlamına gelmektedir.

Mustafa Özcan (7 Aralık 2013)



1 Kasım 2013 Cuma

Bütün Kavramının İki Anlamı (Mustafa Özcan, 1 Kasım 2013)



Bütün Kavramının İki Anlamı


HolistikYunanca’da bütün, her şey, tüm veya toplam anlamına gelen holos kökünden türeyerek Batı dillerinin pek çoğunda bu şekli alıp Türkçeye bazı yazarlarca bütüncül diye aktarılmış bir sözcüktür. Oysa benim bu sözcüğü Latince şeklinin yanı sıra bütünsel diye karşılamakta ısrarcı olduğumu yazılarıma aşina olanların çoğu biliyordur sanırım.

Şimdi bütün kavramının diğer dillerdeki anlam ayrışması sonucu oluşmuş iki anlamsal boyutunun Türkçe için de geçerli olduğunu göstererek bütünsel şeklindeki kullanımımın da haklılığını ortaya koymak istiyorum.  

Bütüncül nitelemesini benimsemekten kaçınmamın nedeni bu sözcüğün Avrupa dillerinde  Latince kökenli bir sözcük olan “total”in karşılığı olarak da kullanılıyor olmasıdır. Çünkü total, “basit aritmetik toplamı” ifade eden bir sözcük olarak tarafımdan bütün kavramının özel durumunu göstermekte olan anlamı açıklamakta yetersiz kalmaktadır. İki sözcük de her çeşit toplanma veya toplulaşma olgusunda ortaya çıkan bütünü temsil eden son durumu anlatmayı, yani bütün kavramını göstermeyi amaçlamaktadır. Ancak bildiğim kadarı ile neredeyse Avrupa dillerinin hepsinde toplulaşma olgusunun sonuçları iki ayrı gerçeklik olarak belirdiği düşünüldüğünden ortaya çıkan iki ayrı anlam iki ayrı şekilde ifade edilmektedir. Yani bu dillerde iki farklı “bütün olma” durumunu anlatan bütün kavramı için iki farklı sözel-anlamsal gösterge kullanılmaktadır.

Belirtmek gerekirse, total bütün, parçaların ‘basit aritmetik toplam’ını anlatmak için kullanılmakta iken holistik bütün parçaların toplamı sırasında beliren bir fazlayı da içermekte olan ‘aritmetik olmayan, sinerjik toplam’ı anlatan ifadedir. Burada kullandığım sinerji sözcüğü en çok bilinen açıklama şekli ile yaşamın bazı hallerinde iki artı ikinin basit aritmetik toplam olan dört yerine işlem sırasında fazladan beliren “bir” nedeni ile beş ettiğinin mecazi olarak basitçe ifadesinde başvurulmakta olan bir terimdir.

Bu anlatımın Yunan filozofu Aristo tarafından toplu hale gelme sonucunda böyle fazladan bir oluşum ile yaratıcı nitelik kazanan doğal yaşantı süreçlerini ifade etmek için benimsendiğini bir kez daha anımsatmakta yarar görüyorum.

Öte yandan konuya sistembilimsel görüngeden bakıldığında bütüncül (total) sözcüğü ile agrega tipi bir yapının, yani içerilmekte olan bileşenlerin arasında ilişkileri olmayan bir yapının temsil edildiği görülürken, bütünsel (holistik) ile sistemik (dizgesel) bir bütün, yani bileşenler arası ilişkileri olan bir yapı anlatılmaktadır. Başka bir deyişle total sözcüğünün temsil ettiği yapı bir sistem değilken, holistik yapınınki bir sistem (dizge) olmaktadır.

Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzerine dıştan yekpare görünen bütünlük olgusu ve bütün kavramı içsellik yönüyle incelendiğinde iki ayrı anlam gösteren iki ayrı içsel yapının varlığını ortaya çıkarmaktadır: Biri agrega, öteki ise dizgedir.

Yazınsal dünyada durumu eğretileyen kıyaslayıcı özsel bir örnek deyiş bulmak gerekirse, iki büyük bilge Mevlana ve Yunus’un -sırasıyla- dediği gibi “ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” ile “ete kemiğe büründüm Yunus gibi göründüm” özsözlerinden hangisinin daha yerinde bir mantığa iye olduğuna karar vermek gerekir. Takdiri okurun görüşüne bırakıyorum.

Mustafa Özcan (1 Kasım 2013)